ARABAYLA BALKANLAR: ÇOCUKLU-KAMPLI

Sevgili Banu’yu instagramdan takip ediyordum. Özellikle doğa ile iç içe gezilerini gördükçe instagram sohbetlerimiz ilerledi. Son olarak çoğunluğu çadır konaklamalı iki çocukla Balkan turu yaptığını  okuduğumda hayranlığımı dile getirip mutlaka bu tatilini bana yazmalasın dedim sağolsun beni kırmadı yazısı aşağıda sizde umarım keyif ve heyecanla okursunuz:)

Ben özellikle çadır konaklamasını ve kamp alanlarını anlatacağı yazıyı dört gözle beklemektedyim:)

Sevgiler

Esra

ARABAYLA BALKANLAR: ÇOCUKLU&KAMPLI

Olurdu olmazdı derken, bu yaz farklı bir tatil yapalım istedik. Atladık kendi arabamıza, pasaportlarımız yanımızda, kaba bir rota var aklımızda ama kalınacak yerlerin hiçbiri Edirne hariç ayarlanmamış, düştük yola. Bayram tatili sonrasındaki iki hafta için izin aldık. Bayramda önce Ankara sonra Eskişehir’de aile ziyaretleri sonrası, bayramın son günü İstanbul trafiği hiç çekilmez deyip, bayram sonrası Eskişehir’den yola çıktık. İlk durağımız Edirne, kısa bir şehir turu, Selimiye Camii, Meriç köprüsü, Ciğerci Aydın, bir gece konaklama…

Edirne

Edirne Selimiye

Kapıkule sınır kapısından başlayıp, İpsala sınır kapısında sona erecek gezimizin rotası şu şekildeydi: Bulgaristan: Plovdiv (Filibe)  ve Sofya, Sırbistan: Niş ve Belgrad, Bosna-Hersek Federasyonu: Saraybosna, Mostar, Blagaj, Hırvatistan:Dubrovnik, Karadağ: Kotor ve Budva, Arnavutluk Tiran transit, Makedonya: Ohrid ve Bitola (Manastır) ve son olarak Yunanistan: Selanik ve Kavala. Güzergâh üzerinde mümkün olduğunca kamp yapmaya çalıştık, bazen bu mümkün ol-a-madı ama her işte bir hayır vardır deyip keyfimizi hiç bozmadık.

Sofya (1 gece)  ve Belgrad’da (2 gece-2 farklı ev) ilk kez bu seyahatimizde kullandığımız Airbnb üzerinden kiraladığımız evlerde, Saraybosna’da (1 gece) hostelde, Blagaj (1 gece), Dubrovnik (2 gece), Budva (1 gece) kampta, Ohrid’de (2 gece) otelde ve son olarak Kavala’da (2 gece) kampta konaklayarak gezimizi tamamladık. Toplamda 12 gece, 13 gün olmak üzere dolu dolu gezdik, nehir-göl ve denizde yüzdük, eğlendik, çok yorulduk, çok keyif aldık.  En keyifli zamanları kamping alanlarında geçirdik, hem çocuklar hem de biz özgür olmanın, rahatça hareket etmenin, doğanın içinde olmanın tadını çıkardık. Bu kamplar bizim 4 kişilik aile olarak yaptığımız ilk kamplardı. Daha önce elbette kamp deneyimimiz vardı ama bir kez hariç hiç kamping alanında kamp yapmamıştık. O yüzden biraz cesur olmakta fayda varJ.

 

 

SEYAHAT  ÖZETİ:

8 ülke, 15 şehir , 4161 km, 61 km/h ortalama hız, 1 adet yanlış park-1 adet hız limiti aşımı olmak üzere 2 adet trafik cezası, 1 adet patlayan tekerlek, bolca fotoğraf, bolca güzel anı…

HAZIRLIK AŞAMASI:

Herşeyden önce bu sefer ilk defa bir defter edindim. Kabaca rotayı, gitmeyi düşündüğümüz yerlerde mutlaka görülmesi gereken yerleri önceden fırsat buldukça not aldım. Çok detaylı bir planlama yapamadım ama bu defter oldukça işime yaradı.Tavsiye ederim.

İlk kez kendi arabamızla yurtdışı seyahat gerçekleştireceğimiz için öncelikle yurtdışına araba ile çıkış için gerekli evrakları araştırdım. Bu konuda http://www.turing.org.tr/ sitesinden gerekli ve güncel bilgileri alabilirsiniz. Özetlemek gerekirse:

  1. Uluslararası sigorta (green card)
  2. Uluslararası ehliyet
  3. Yurtdışı çıkış harcı (ben her seferinde unutuyorum almayıJ)

Gerekiyor. Biz 15 günlük sigorta yaptırdık ve her sınır kapısında kalbimiz güp güp atmasın diye 415 TL verip uluslararası ehliyet aldık. Ama hiçbir sınır geçişimizde ehliyet sorulmadı, sigorta ise hepsinde soruldu. İlave olarak kaskocumuzu arayıp, 15 TL farkla kaskomuzu yurtdışını da kapsayacak şekilde güncelledik.

Pasaportlarımız, aracın ruhsatı ise yanımıza aldığımız diğer resmi belgelerdi. Bu arada yurtdışına çıkış yaparken ruhsat sahibinin pasaportu mutlaka gerekiyor. Yani araç kime aitse onu da seyahat planınıza dahil etmeniz gerekiyor.

Bizim pasaportlarımız yeşil olduğu için vize işlemleri ile uğraşmadık.

Evrak hazırlığı dışında uzun yol yapılacağı için aracın muayenelerini yaptırmakta, araç için gerekli olabilecek teknik ekipmanı, navigasyon cihazındaki haritaların güncellemesini vb. halletmekte fayda var.

1.GÜN (KAPIKULE-PLOVDIV-SOFYA)

İlk kez kendi aracımızla yurtdışına çıkacağımız için biraz heyecanlıydık doğrusu. Kapıkule’de ilk durağımız Turing ofisi oldu, gerekmediğini seyahat sonunda anlamış olsak ta biz baştan uluslararası ehliyeti aldık ve gerekli olan yeşil sigortayı yaptırdık. Herhangi bir sıra falan olmadığı için kolayca halledip yola koyulduk.

İlk durağımız Bulgaristan-Plovdiv (Filibe) : Düzgün bir asfalt ve duble yol avantajı (hız sınırı 80 km/saat) yaklaşık 2,5 saat sonra ilk durağımıza ulaştık.  Bu hız sınırını yolculuğun geri kalanında epey arayacağız. Plovdiv’de “Old Town” tabelalarını takip ederek hedefimize ulaştık.  Old town oldukça sakin, Osmanlı mimarisini ve eserlerini her yerde görmek mümkün. Plovdiv, çok şirin, görsel, sessiz sakin bir yer. Gezintimiz sırasında 2019 yılı için kültür şehri olmaya aday olduğunu öğreniyoruz. Biz çok şans vermiyoruz ama yolunuz düşerse en az yarım gün vakit ayırmaya değecek bir yer.

Filibe

Filibe1

Filibe3

Filibe3

 

İlk günden itibaren gezi rutinimiz kendiliğinden şu şekilde oluşuyor: yol üstü duraklarını gez, kalacak yeri bul, emin ol, kaldığın şehrin önce gecesini, ertesi gün ise gündüzünü keşfet.

Sofya’da ilk işimiz kalacağımız evi bulmak oluyor. Evsahibine belirttiğimiz saatten yaklaşık olarak yarım saat daha erken geldiğimiz için bizi bir arkadaşı karşıladı. İlk “airbnb” deneyimimiz,heyecanlıyız. Evin hemen önüne arabamızı park edip, 6.katta yer alan eve gidiyoruz, 1+1 şirin bir çatı katı. Eşyalarımızı yerleştirip, makineye çamaşır atıp  (az eşya alma olayını abartıp, gerçekten çok az kıyafet aldığım, bunu ilk günden fark edip son günlere temiz kıyafet bırakabilmek için, yolculuğun başında fırsat bulduğumda hep çamaşır yıkadımJ) hemen bizi karşılayan kişiden öğrendiğimiz restorana gittik.  Evin çok yakınlarında şirin bir restoran var, günün yorgunluğunu hoş bir mekanda yemek yiyerek atıp, eve dönüp uyuduk.

2.GÜN (SOFYA-NİŞ-BELGRAD)

Sabah 8.30 gibi uyanıp, kahvaltımızı evsahimiz Boris’in işlettiği kafede yaptık.  Tost, ekmeküstü peynir,meyvesuyu ve kahveyle yaptığımız kahvaltı sonrasında baba ile çocuklar markete meyve almaya giderken ben de odayı kontrol edip! Boşalttım. Çok sonraları kampta kahvaltıda yemek üzere yanımıza aldığımız sucuk ve kaşarı buzdolabında unuttuğumu hatırlayıp biraz üzüleceğim.

İlk olarak navigasyon cihazına Aleksandr Nevski Katedralinin adresini girip, büyük bir meydanda yer alan kilisenin etrafındaki park yerine arabamızı park ettik. Katedralin hemen yakınındaki şehre adını veren Saint Sofia kilisesini de uzaktan gördük. Bir sonraki güzergahımız Banyabaşı Camii. Yakınında minik bir park var, çocuklar güvercin kovalayarak hoşça vakit geçiriyorlar. Diğer gezilecek yerler arasında yer alan müzeleri ise şöyle bir uzaktan görüp arabamıza döndük.

Dönüşte park bileti almadığımız için arabamızın bağlandığı gerçeğiyle yüzleşip, 30 Leva ceza karşılığında gezinin geri kalanında park bileti almayı unutmamız gerektiğini öğreniyoruz.

araba

2.gün

2.gün 1

2.gün 2

Yarım günde Sofya’yı dolaşıp Niş’e doğru yola çıktık. Gene “Old Town” tabelalarını takip ederek, hedefimize ulaştık.  Eski bir kale kapısından geçip çocukların gönlünü yapmak üzere hemen bir trene bindik.Tren aslında römorklu bir traktör. Çocukların oldukça memnun olduğu bu geziyle kısa bir kale turu yaptık.

Kale içerisinde Bali Bey Camii var, onun da fotoğraflarını çekip, Kelle Kulesine (Skull Tower) gitmek üzere arabamıza bindik. Kule, Osmanlı’dan ayrılmak isteyen Sırplara ibret vermek için Osmanlı ordusunun kumandanı Hurşid Paşa tarafından yaptırılmış. Uzunca bir süre korunaksız kalan kule, daha sonra Sırplar tarafından üzerine bir şapel yapılarak koruma altına alınmış.

Kelle Kulesi ziyaretini takiben Belgrad yolculuğu başlıyor. Yol otoban olsa da Belgrad’da kalacağımız eve geldiğimizde oldukça yorgunduk. Gene de evsahibinden aldığımız bilgilerle güzel bir restoranda yemek yemek üzere yola çıkıp, ilk bulduğumuz Mcdonalds’da karnımızı doyuruyoruz (çocukla seyahat mottomuz: Olduğu kadar, Olmadığı Kader J) Mcdonalds’ın karşısı çocuk parklarının da yer aldığı kocaman yeşillik bir alan olunca yemek sonrası parkta vakit geçiriyoruz.  Babamız bankta uyurken (gerçekten uyurken) ben de çocukları kâh salladım, kâh kaydıraktan kaymalarını izledim. Eve vardığımızda çok yorgun olan minikler hemen uyudu.  Bu arada normalde Belgrad’da bir gece konaklayacakken yanlışlıkla SarayBosna rezervasyonunu Perşembe yerine Cuma gününe yaptığımı farketmem ve Belgrad’da hiçbir yeri gezememiş olmamız üzerine 1 gece daha konaklamaya karar verdik. Ancak kaldığımız evi çok beğenmediğimiz için Belgrad’da ertesi gün için ikinci bir ev ayarladık.

3.GÜN (BELGRAD)

Airbnb ile konaklamanın en güzel yanı, kahvaltıyı evde istediğimiz şekilde yapabilmek oldu. Çok yakında market olduğu için hızlı bir alışveriş sonrası güzel bir kahvaltı hazırladım. Kahvaltı sonrası evsahiplerimizle vedalaşıp, ilk önce ikinci ayarladığımız evi bulduk. Merkeze biraz uzak olmakla birlikte oldukça geniş ve güzel bir evdi burası. Vakit kaybetmeden ilk önce Nicola Tesla müzesine gittik. Rehber eşliğinde bazı deneylerinde yapıldığı tura katıldık. Daha doğrusu baba ve oğul katıldı, bizde ufaklık ile onları bekledik. Önemli bir bilgi müzede kredi kartı ya da euro kabul etmiyorlar.

3. Gün Belgrad

Oğlum müzeyi ve etkinlikleri çok sevdi. Müze sonrası, Kalemegdan’a doğru yola çıktık. Belgrad Hayvanat Bahçesi ilk durağımız oldu. “Çocuklar mutlu, biz mutlu” seyahat mottolarımızdan bir diğeri olduğu için önceliği her zaman olduğu gibi çocukların keyif alacağı bir etkinliğe verdik.

3. Gün Blegrad Hayvanat Bahçesi 1

3. Gün Belgrad Hayvanat Bahçesi 2

Sonrasında Kalemegdan, Knez Mihailova Caddesi ve Skadarlija Caddesinin arasında kalan ve yürüyerek gezilebilen tüm turistik yerleri gezdik.

Kalemegdan 2 Kalemegdan Kalemegdan3

Belgrad 1 Belgrad 2 Belgrad

Niyetimiz akşam yemeğini Skadarlija Caddesindeki şık mekanlardan birinde yemekti ancak Arnavut kaldırımlı yolları bebek arabasıyla bizi zorladığı için rotamızı yeniden Knez Mihailova Caddesine çevirdik.

Knez Mihailova

4.GÜN (BELGRAD-SARAYBOSNA)

Belgrad’da görülmesi gereken yerler listesinde yer alan Sveti (Aziz) Sava Klisesi kaldığımız eve çok yakın olmasına rağmen , yolcu yolunda gerek deyip SarayBosna’ya doğru yola koyulduk. En uzun ve zorlayıcı yolculuklarımızdan biri oldu. Yollar gidiş-geliş ve maksimum hız limiti şehir dışında 50 km/saat; köy/kasaba sınırlarında ise 30 km/saat  olunca ve sık sık köy/kasaba olunca bir ara Saraybosna’ya hiç varamayacağız diye bile düşündük. Yolun çok başlarında 70 km/saatle radara girince ve 65 km/saat üstündeki ceza yazma yetkisinin poliste değil hakimde olduğunu, bu nedenle mahkemeye gidip kendimizi savunmamız gerektiğini öğrenince biraz korksak ve parası neyse ödeyelim dediğimizde de (evet üstü kapalı da olsa rüşvet tekflif ettik ve reddedildik-ne de olsa internette hep rüşvet alıyorlar diye bilgiler var ama sanırım o bilgiler eskimiş artık)  “yasal değil” diyerek geri çevrilsek te  Sırp polisi çocukları görünce bize acıdı ve ceza yazmadı. Tabii bu korkuyla bi daha da hız limitlerine oldukça dikkat ettik. Gerçi aynı gün Bosna Hersek sınırları içerisinde hız limiti aşımı nedeniyle 25 euro ceza ödedik ama olsun.

Yol bizi bu kadar bunaltmışken, sol tarafımızda bir sürü insanın güneşlenip yüzdüğünü gördüğümüz bir noktada mola verdik. İnsanlar nehirde yüzüyordu, tesis falan yok, sadece bir çaybahçesi benzeri yer var, şaka gibi, nehir tertemiz, etraf tertemiz. Niyetimiz sadece ayaklarımızı sokmakken çocuklar daha fazla dayanamayıp nehirde yüzdüler.

Bu noktadan sonra yol, mükemmel bir hale büründü. Yemyeşil ormanlar, çayırlar, otlayan inekler, koyunlar, İsviçre Alpleri gibi. Üzerimizde geç kalacağız stresi oluştuğu için fotoğraf çekmek için durmadık. Ama her nokta durmaya değer güzellikteydi. Saraybosna’daki hostelimize hızlıca eşyalarımızı bırakıp, son 1,5 yıldır Saraybosna’da  bir projede görev yapan arkadaşımızla buluştuk. Onunla birlikte pek çok detay bilgi alarak başta Başçarşı olmak üzere Saraybosna akşam turumuzu yaptık ve  yemek için meşhur Bosna köftesi olan Cevapi yiyerek bir günü daha bitirdik.

Saraybosna 1 Saraybosna 2 Saraybosna 3 Saraybosna

5.GÜN (SARAYBOSNA-MOSTAR-BLAGAJ)

Gezimizin beşinci gününde kahvaltımızı dışarıda, meşhur Boşnak böreği ve nefis yoğurdu ile yaptık.. Yoğurt, bildiğimiz yoğurttan daha az ayrandan ise daha çok kıvamlı ve içecek olarak tüketiliyor. Saraybosna Başçarşıyı bu seferde gündüz geziyor, Bosna’ya bir daha gelişimizi garantilemek için Gazi Hüsrev Bey Camiinin yanındaki çarşıya bakan çeşmeden tekrar  kana kana su içiyoruz. Bosna’ya dair en önemli lezzet enfes serin suları olarak aklımızda kalıyor. Köfte, börek,kahve ve triliçede aklımızda ama en çok lezzetli suları.

Mostar 1 Mostar 2 Tiriliçe Mostar 3 Mostar

Başçarşı gezisi sonrası Ilıca’ya (İlidza) doğru yola koyulduk.  Bosna nehrinin kaynağı olan harika bir mesire yeri. Herkes piknik yapıyor ama mangal olmadığı için kötü koku, çer çöp yok. İsteyenler restoranda da yemek yiyebiliyor. Biz oksijeni bol bol içimize çekip sandviçlerimizi yedik.

İlidza 2 İlidza

Sırada Mostar ve Blagaj var. Gezimizin kamp günlüğü de burada başlıyor. Mostar’ı 12 km geçtikten sonra Blagaj’da nehir kıyısında kamp yaptık. Kamp detayları ayrı bir yazının konusu.

ÇAdır

Çadırımızı kurduktan sonra Mostar’a geri dönüp şehri gün batarken izledik.  Biz daha köprüye adımımızı atar atmaz yüksek ıslıklar, tezahüratlar duyuyoruz, evet şansımıza bir delikanlı atlayacak. Büyük cesaret hakikaten.

Mostar 4 Mostar 5 Mostar 6

Mostar’da en güzel köprü manzarası sunan Koski Mehmet Paşa Camiinin bahçesinde bir Türk kız ve arkadaşı Belçikalı bir oğlanla tanıştık. Sohbet o kadar güzel ilerliyor ki birlikye yemek yemeye karar verip, köprü manzaralı bir terasta yemeklerimizi yedik.  Ufak bir bilgi: Mostar’da restoranda kredi kartı kabul etmiyorlar ama euro kabul ediyorlar. Yemek sonrası en konforlu milyon yıldızlı otelimize döndük ve  hava biraz serin olduğu için uyku tulumlarımızı yorgan niyetine kullanıp, nefis bir uyku çektik.

6.GÜN (BLAGAJ-DUBROVNİK)
Sabah uyandığımızda nehrin üzerinde oluşan sis bizi büyülüyor. Daha gezecek çok yerimiz olmasa burada en az bir hafta kalabiliriz.

İlidza 3

Kahvaltı sonrasında çadırımızı toplayıp, Blagaj Tekkesine doğru yola çıktık.Yol dediysem sadece 2km kadar. Çok dar bir yoldan varılıyor ve malesef bu yol gidiş-geliş. Dönüşte bizi baya zorluyor bu durum. Bu nedenle arabanızı yolun geniş olduğu bir kısımda bırakıp, yürümekte fayda var. Blagaj Tekkesi büyüleyici, Buna nehrinin doğduğu mağaranın hemen yanında.

Blagaj Tekkesi

Ben buraya geleceğimizi  bildiğim için yanımda başıma örtmek üzere bir şal getirmiştim, zaten girişte de uzun etek ve başörtüsünü büyük bir intizamla veriyorlar. Tekkenin içerisi kadar dışarıdan görünüşü de etkileyici. Karşıda bir tekne ile mağara içerisine ufak bir tur yapıyorlar. Yanınızda çocuk varsa bu tür turistik faaliyetler kaçınılmaz oluyor.

Blagaj Tekkesi Mağara

Blagaj Tekkesi Mağara 1

Suyun rengi harika, hiçbir kamera gözün gördüğünü yansıtamıyor malesef. Öğle saatleri yaklaştığı için nehrin kenarındaki restoranlardan birinde alabalık yemeye karar  verdik. Alabalıklar fena değil ama daha yemeğin ortasına gelmişken ani bir yağmur başladı. Yağmur biraz azalınca arabamıza dönüyoruz ama dönüş biraz zahmetli oluyor.

Nihayet Hırvatistan-Dubrovnik’e  doğru yoldayız. Yol üstünde Poçitel’e uğruyoruz, kaleye çıkmak yürüyüş gerektirdiğinden , ufaklık ta o sırada uyuyor olduğundan bir iki fotoğraf çekip, yola devam ettik. İstikamet Dubrovnik.

Poçitel

Dubrovnikte 2 gece kampta konaklayacağız.  Tam olarak Dubrovnik değil aslında, Mlini-Plat bölgesinde şahane bir kamp yeri buluyoruz. Zeytin ağaçları içerisinde, deniz manzaralı, denize ise  sadece 70 m mesafede. Güneşi batırana kadar denizde kalıp,  ilk kez kamp yemeği yiyoruz. Detaylar ayrı bir yazıda.

Mlini Plat

7.GÜN (DUBROVNİK)

Ertesi gün öğlene kadar denizin tadını çıkarıp, öğle yemeğini de kampta yedikten sonra akşam saatlerinde Dubrovnik’e gittik.O da ne arabamızın lastiği patlamış. Baba biraz geriliyor, ilk iş Dubrovnik’te tamirci buluyoruz. Çok uygun bir fiyata bize ikinci el bir lastik verip, lastiğimizi değiştiriyorlar. Bizim gibi arabanızın lastiği normal ebatlardan biraz farklıysa gerilmeniz çok doğal. Şanslıyız ki lastiğin patladığını erken farkedip, erken saatte ve nispeten gelişmiş bir bölgede olduğumuz için tamirci bulabiliyoruz. Tamir sonrası babamızın keyfi yerine geliyor.

Dubrovnik’i gezmeye kalesinden başladık. 2,5 km olan surları bizim gibi iki çocukla gezen kaç aile çıkar acaba? Hava sıcak ama performansımızı etkilemiyor. Benim işim kolay zaten, kucakta en az bir çoğu zamanda iki çocuk taşıyan babamız. Allah yardımcısı olsun.

Dubrovnik 1 Dubrovnik 2 Dubrovnik 3 Dubrovnik

Dubrovnik şahane, yorucu sur gezisi sonrası, güneş batarken şehri yukarıdan görmek için teleferiğe bindik. Baya pahalı.  Yukarı çıkınca araba ile de ulaşım olduğunu görünce araştırmadığıma biraz üzülüyorum. Ama teleferik te çocukların çok sevdiği bişey. Canımız sağolsun diyoruz. Dönüşte bu sefer kale surları arasında kalan eski şehir merkezini  gezdik. Çok kalabalık ama çok ta şahane

Dubrovnik 4 Dubrovnik 5

8.GÜN (DUBROVNİK-KOTOR-BUDVA)

Dubrovnik sonrası hedef Kotor.  Dubrovnik-Kotor arası harika bir görsel şölen. Yolun manzarası şahane.

Kotor’da merkeze varmadan yol boyu minik minik plajlar var, oğlum yüzmek istiyor ama vakit kaybetmemek için yüzmüyoruz. Sonradan bir gece Kotor’da konaklamadığımıza biraz hayıflanacağız. Siz mutlaka bir gecenizi Kotor’a ayırın. Deniz şahane, minik plajlar şahane. Devasa bir cruise gemisi var limanda. İnsanın inanası gelmiyor, zira deniz minik bir göl gibi adeta.

Kotor

Kotor bir doğa harikası. Arabamızı park yerine parkedip, eski şehir merkezi gezisine başlıyoruz. Minicik bir yer zaten. Bu sefer kalesine çıkmamaya karar veriyoruz, hava çok sıcak ve çocukla imkansız gibi bişey zaten kaleye çıkmak. Öğle yemeğinde meydanlardan birinde pizza yedik ama servis çok geç geliyor. Bir daha böyle bir hataya düşmemeye çalışacağız.

Kotor 1 Kotor 2 Kotor 3

Yemek sonrası Kotor’a veda edip Budva’ya doğru yola çıktık.  Budva’daki konaklamamız da kampta. Bu sefer ki kamp yerimiz en vasat olanı. Budva sonrası meşhur Sveti Stefan adası yakınlarında bir yer. Şikayetçimiyiz, değiliz. Çadırı kurup, araba ile denize gittik. Yürünebilir bir mesafe ama çocukla hiç gerek yok.  Deniz   bir harika. Çocuklar sudan çıkmak istemiyor. Sveti Stefan adası manzaralı yüzüp, bu seferde güneşi Karadağ’da batırıyoruz.

Karadağ Sveti Stefan

Deniz sonrası ilk önce Sveti Stefan adasına gittik, hava kararmış, adaya giremeyeceğimizi söylüyorlar. Biraz dolaşıp Budva’ya doğru yola çıkıyoruz. Budva’da bildiğiniz trafik var, eski şehir merkezine  ulaşmaya çalışırken  çocukların ikisi de uyuyakalıyor, bir sürü yüzdüler tabii. Acil eylem planı yapıp abiyi pusete, kardeşi ise ergo babye aldık. Aç kaldılar diye hayıflanırken geç saatte uyanıyorlar. Hemen bir restorana geçip karnımızı doyurduk. Budva çok kalabalık, eski şehir merkezine  ulaşmak için bir sürü satıcının olduğu yollardan yürümek gerekiyor. Müzik, ,insan kalabalığı, bildiğimiz Keme r falan gibi bir yer. Şimdiye kadar hep sakin yerlerde olunca Budva bizden kırık not alıyor. Eski şehir merkezine bile gitmiyoruz. Kampa varıp, ertesi gün Makedonya-Ohrid’e gitmek üzere uyuyoruz.

Budva

9.GÜN (BUDVA-BAR-ULRINJ-TİRAN-OHRİD)

Budva’daki kamp yerimizden yola çıkıp, önce Bar şehrini geziyoruz. Yaşlı zeytin ağacı ve 2014 yılında açılmış olan Selimiyee Camii kısa molalar verdiğimiz yerler oluyor.

Bar Selimiyee Camii

Sabah denize girmeden yola çıktığımız için oğluma verdiğim denize bir kez daha gireceğiz sözünü tutmak üzere yolumuzu biraz uzatsa da Ulcinj kasabasında deniz molası veriyoruz. Ne de olsa artık Adriyatik denizinden uzaklaşacağız. Plaj çok kalabalık, deniz harika.

Ulcinj

Onlar denizde yüzerken ben de bir restoranda Ohrid’de kamp yapacak yer bakıyorum. Son kamp yerimizde wi-fi olmayınca kalacak yer bulmak biraz son ana kalıyor. Öğle yemeğini de yedikten sonra yola koyulduk.  Harika yollar, enfes manzaralar eşliğinde (virajlı,dar ve bol radarlı bi de) önce Tiran sonra Ohrid’e gidiyoruz. Tiran’ı hiç durmadan sadece transit geçiş olarak kullandık. Yola geç çıkınca haliyle biraz geç kalıyoruz. Arnavutluk-Makedonya sınır geçişi biraz garip. Sanki ha kapanmış ha kapanacakmış gibi. Sorunsuz bir şekilde geçişi de halledip kamp yerini aramaya başladık. Tüm tabelaların üzeri silinmiş, hiçbir yerde Ohrid tabelası yok. Biraz ürküyoruz. Kamp alanına vardığımızda terk edilmiş olduğunu görünce, hava da hafiften kararmaya başlayınca biraz daha ürküyoruzJ.

Önce aquaparklı falan bir otel bulduk. Otelde mi kalsak diye düşünüp vazgeçiyoruz. Yola çıkınca en iyisi otelde kalmak deyip geri dönüyoruz ama bu seferde hiç boş oda olmadığını öğrendik.  Biraz gergin bir şekilde yola devam edip, kamp planından tamamen vazgeçip bu seferde otel arıyoruz. Hepi topu 20 km falan yol gitsek te endişelendik ya bir kere yol bize çok uzun geliyor. İlk bulduğumuz otelin resepsiyon görevlisi, yer olmadığını, zaten pek boş bir yerde bulamayacağımızı söyleyince biraz biraz daha ürküyoruz. Hemen yandaki otele sorup, boş oda olduğunu öğrenince hemen atlıyoruz. 2 gecelik otel maceramız bu şekilde başlıyor. Seyahatin en pahalı konaklaması böylece Ohrid’de oluyor. Olsun diyoruz, biraz dinlenmeyi hak ettik. Odaya yerleşince tüm gerginliğimiz geçiyor başlıyoruz göl kenarında turlamaya. Bir balık restoranında göl alabalığı isteyen tek kişi olarak saman gibi lezzetsiz balık yemek durumunda kalıyorum.

10.GÜN (OHRİD)

Otelde açık büfe kahvaltının tadını çıkarıp, gölde yüzmek üzere tekneyle en uzak plaja gittik.  Bu arada otellerin olduğu merkezden de göle girilebiliyor. Plaja vardığımızda, herkesin sandalyelerini kurup, piknik yaptığını görünce çaresiz babamız geri dönüp arabayı aldı.  Biz de gölde yüzmenin keyfini çıkardık onu beklerken.  Tertemiz bir su, berrak, balıklar yüzüyor. Herkes sessiz sakin bir şekilde eğleniyor. En ufak bir gürültü patırtı yok. Çöp yok, mangal yok. Dahası para harcamanıza gerek yok. Tüm gün yüzdük, yüzdük.

Ohrid 1 Ohrid 2,

Akşam saatlerinde otele dönüp, arabamızı bırakıp Ohrid kalesi ve meşhur Sveti Jovan Kilisesi’ne gittik.  Bizim gibi bebekli ailelere kaleye taksiyle çıkmalarını (ucuz), inerken de yürümelerini kesinlikle tavsiye edebilirim. Kendi arabanızla biraz zor çünkü yollar dar ve karışık. Kiliseye tekne ile de ulaşım var ama bu seferde kaleye tırmanmanız gerekecek ki çocukla bu yorgunluğa gerek yok. Kaleden manzara ise harika.

Ohrid Kalesi 1 Ohrid Kalesi Sveti Jovan Kalesi

Sveti Jovan Kilisesisi ise muhteşem. Yalnız etrafında büyük bir inşaat başlamış ki, bizce çok yazık olmuş. Güneşi batırıp, yavaş yavaş kaleden aşağı iniyoruz. Safranbolu evleri gibi cumbalı evler, bahçelerinde çiçekler çok huzurlu.

Ohrid 3

Bir sürü konaklama yeri mevcut. Dar sokaklardan tekrar göl kenarına inip, yemek yedik ama bu sefer göl balığı değil.  Sonrasında çarşısını dolaşıp magnet alışverişimizi yaptık, Ohrid’in incisi de meşhurmuş. Ama hangisi gerçek hangisi sahte anlayamadığımdan almadım.  Gün otele dönüş ve balkon keyfi ile sonlandı.

Ohrid 4

11.GÜN –(MANASTIR-SELANİK-KAVALA)

Ohrid’e veda edip, bizim için çok anlamlı ziyaretler yapmak üzere önce Makedonya- Manastır’a sonra Yunanistan-Selanik’e uğradık. Manastır Askeri İdadisinde Atatürk’e bir anı odası yapılmış. Zaten orayı ziyaret edenlerin hepsi de Türk. Çoğunluk bizim aksimiz yönünde seyahatinin çok başında. Anı defterine duygularımız yazıp, ayrıldık. Oğlumun eskiden okul şimdi ise müze olan binanın bahçesinde koşturması çok duygulandırdı beni.

Manastır

Sırada Yunanistan ve Selanik şehri var. Yunanistan sınırı ile birlikte gerçek anlamda otobana kavuştuk. Yolculuğun başından beri ilk defa hız limiti 130 km/saat olan yollara kavuştuğumuz için çok mutluyuz. Yolculuğun büyük bir kısmında max.hızın 50 km/saat olduğu düşünülürse adeta cennette gibiyiz. Selanik’te tek bir yer görme hedefimiz var o da Atatürk Evi. Konsolosluğun arka bahçesinde. Yakın zamanda tadilat görmüş ve çok hoş bir müze haline getirilmiş. Hep görmek istediğimiz yerlerden birini görmüş olmak çok keyifli.

Selanik Selanik Atatürk Evi

Yemek sonrası  Kavala’ya doğru yola koyulduk. Kavala’da kamp yapacağız. Googleın azizliğine uğrayıp (google aramasına göre harika bir kamp yeri!),  ilk gittiğimiz kamp yerinden, çadırı kurmuş olmamıza rağmen (çok kalabalık, pis, denizi kötü) kaçarcasına uzaklaştıktan sonra gene havanın karardığı geç bir saatte ikinci kamp yerini aradık. Bu sırada şiddetli bir yağmur başladı, saat 22.00 sularında yağmur altında çadırımızı kurmaya çalışırken karşı  karavandaki nazik bayan karavanına davet etti. Arabada çocuk olduğunu görünce de hemen aç olup olmadığımızı sordu, “çocuklu insanın halinden anlarım bende de 4 çocuk var” deyince çekincemizi biraz attık. Nazik davetini kabul edip  saray kadar lüks karavanlarının önündeki tentede çocuklar karnını doyurdu, çadırı kurduktan sonra yağmur kesildi ve komşumuzun ikramları eşliğinde sohbet ettik. Selanikli, güler yüzlü bir aile.

Sabah uyandığımızda cennet gibi bir yerde olduğumuz fark ettik. Kamp alanı ama diğer tesisleri beş yıldızlı otel konforunda. Barı, havuzu, çocuk parkı, tavernası ile dört dörtlük bir tesis.

Kavala

12.GÜN (KAVALA)
Tüm gün denize girip yorgunluk attık, Kavala merkeze bile uğramak gelmedi içimizden. Bu arada telefonumun şarjı bittiğinden hiç fotoğraf çekemedim. Büyük kamerayı çıkarmaya da üşendim.

Kavala 1

Akşam yemeğini bu sefer kamp alanındaki Yunan tavernasında meşhur Yunan yemekleri ile yapıp, çocukları uyuttuktan sonra komşu ile sohbet ettik. Her yaz 3 aylığına gelen bu aile karavanda konaklıyor. Çok konforlu. Bizim gibi yazın da çalışmak zorunda olanlar için uygun değil ama belki emeklilikte.

 

13.GÜN (KAVALA-İPSALA-İSTANBUL-ANKARA)

Sabah kahvaltı sonrası her şeyi toplayıp dönüş yoluna geçtik. Yorucu ve uzun bir yol bizi bekliyor. Dönüş yolunda Nea Karvali’ye (Yeni Kavala) uğrayıp meşhur Kavala kurabiyelerinden aldık, zaten sanırım dükkan sadece Türklere satış yapıyor, tüm tur otobüsleri mutlaka uğruyor. İpsala’da aşağıdaki tabela karşılıyor bizi. Gurbetçiler henüz dönüş yoluna geçmemiş, o yüzde çok uzun sürmüyor geçiş.

İpsala

Tekirdağ’da köfte molası, İstanbul’da trafik çilesi derken güzel ve yorucu bir seyahat sonra eriyor.

Başta olurdu olmazdı deyip çıktığımız yolculuk pekâla da olurmuş, hem de çok güzel olurmuş , diyerek sona eriyor.

Sevgiler

 

İletişim:

Banu Özbay

seyahatgezegeni@gmail.com

Reklamlar

ARABAYLA BALKANLAR: ÇOCUKLU-KAMPLI” üzerine 2 yorum

  1. Merhaba Esracım, eline sağlık:) Şimdi okuyunca farkettim ki ne çok anlatım bozukluğu var:) Acemilik oldu, bi dahaki sefere daha iyi olacak inşallah:)) sevgiler

    1. Eline yüreğine gönlüne sağlık canım çok keyif aldım hazırlarken

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s